1. Ana Sayfa
  2. Bilim
  3. Paradigma Nedir? Hayatımızı Yöneten Gizil Öğrenmeler Nelerdir?

Paradigma Nedir? Hayatımızı Yöneten Gizil Öğrenmeler Nelerdir?


Paradigma nedir? Sözlük anlamı olarak “Bir şeyin nasıl olacağı ile ilgili temel şekil” olarak tanımlanıyor. Biz de yazımızda insan hayatının temel paradigmaları üzerine duracağız.

Toplusal yaşam alanında ve bir çok dini yaşantı içinde kendini gösteren bu oluşumlar; inanın gerçek varlığının ve paradigmal kişiliğinin göstergesidir. Bu durumdan soyutlanmak imkansızdır. Ama bütün davranışların temelinde geleneksel bir aktarım ve inanış kültleri vardır.

paradigma nedir

İnsan her yönüyle olmak İle sahip olmak arasında gidip gelmektedir. Bir kalıtsal yaşam gibi DNA gibi yaşam aktarıyoruz. Bu aktarım bazen kültür be gelenek bazen töre ve inanç olarak hayata yön veriyor.

Mesele kült bir doğru olarak kalıplarlar içinde bakmaktır. Otoriter gelenekçi şekilde. Halbuki özgürlükçü çağdaş bir şeklinde bakılmalıdır. Paradigma nedir bu aşamada bizim her şeye bakış şeklimizdir.

İnsan davranışlarının nedenleri arasında bir çok etken vardır. Bunlardan en kalıcı ve güçlü görünmez olanı nedir? Yani bedeni değilde davranışlarımızı uyarıcılara karşı hareketlerimizi otomatik hale getiren şeydir.

Bu öyle bir öğretidir ki kitabı rehberi yoktur. Toplumsal düzen ile kültür skalası içinde her birey öğrenmeyi aşama aşama gerçekleştirir.

Paradigma nedir? Konusunda daha anlamlı ve kavrayıcı örneği şöyle verelim. Yabancı memlekete giden ve yabancı memlekette doğan arasındaki fark nasıldır?

İşte paradigma da bu değişim olda da olmada da bir işin yapıma şeklini anlatır.

Kültürel Paradigma Nedir?

Toplumsal düzeni kuran yöneten öğreten ana unsur kültürdür. Kültür milletin özünü oluşturan asli unsurdur. Geçmişin izleri ve pratiklerini taşır. Her haliyle yaşamsal durumları bireyin üzerinde tahakküm ederek gösterir.

kültürel paradigma

İnsan her kadar sıyrılmaya çalışsa da yaşantısal paradigmalar üzerine kuruludur. Yani kızgınlık sevinç bile belli bir geçmiş yaşantı taşır.

Paradigma Örnekleri

Paradigma nedir nasıl bir durumdur? Gelin şimdi bu konuyu örneklerle öğrenelim. Bilinen yaşanılan şekillere örnekler verelim.

Mesela bilimsel olarak kanıtlanmamış olsa dahi dünya düzdür görüşü bilinir. İşte bu durum bir paradigmadır. Taki dünyanın yuvarlak olduğunu söyleyene kadar. Şuan inanç şeklini almış bir çok öğreti de paradigmadır.

Dogma haline getirdiğimiz ve kişisel olarak tutumları yenemememiz bizi zayıf ve basit kılar.

Kalıplaşmış Paradigma

Kalıplaşmış paradigma nedir? Davranışlarımızın otomatik halidir. Mesela çocuğumuza ufak bir hatasında kızıyor ve bağırıyor isek davranış kalıbına sıkışmışızdır. Eğer düşünüp sakin durup değerlendirirsek olumlu ve doğru paradigma geliştirmiş oluruz.

Toplumsal refleks olarak da bu tür davranışlar mevcut. Otoriter kalıplayıcı bir kültür altında yetişiyoruz. Olması gereken ise özgürlükçü gelişimsel ortamdır.

Paradigma doğumu bir tür kişilik oluşumudur. Özünde toplumu oluşturan bireydir. Bireyin yaşam kalıpları toplumsal paradigmaya dönüşür.

Paradigma olarak yaşadığımız hayatın çoğu oksimoron bir yapıdadır. Birbiriyle çelişen durumları ifade eder.

Bu yazıdaki amaç kültür kötülemesi değildir. Kültür içinde sıkışmış yanlış tutum ve davranışları ifade eden şeylerdir. Aslında hepimiz bunun az çok farkındayızdır. Sadece durup düşünme analiz etme becerisi göstermiyoruz.

Mesela bu anlattıklarımıza göre paradigma nedir? Gelin başka bir paradigma özelliği taşıyan durumlardan bahsedelim.

İnsanın temel durumu içinde paradigma nedir felsefe ile bakalım. İnsanın temel yaşamına bakalım.

Toplumsal varlık dış kişilik yani gösteriş üzerine kuruludur. Bu nedenle güç varlık gösterisi ve itibar onur gösterisine dönüşür. Toplumsal düzen bunu özendirir tetikler. Hatta itibar sözü dinlenen olmak İçin tüm yolları mübah gören bir şekle dönüşür.

İnsanın içimdeki otoriter gelenekçi yapı kişilik olarak ezen yapıdadır. Her birey bu durumun içinden geçer. Zorlayıcı ve baskılayıcıdır.

Bu durum içerisinde şimdi toplumsal düzeni otomatik hale dönüştüren bir şeylerden bahsedelim. Sahip olmak bir paradigmadır.

Toplumsal Çöküşün Kilit Paradigması: Sahip Olmak

Toplumsal yozlaşmanın temel nedeni her şeyi elde etme isteğidir. Elde etmek için de bütün onursuz ya da kimliksiz kişiliksiz yollar mübah görünüyor. Zamanla toplumsal öğretiye dönüşüyor. İşte sahip olmak başlığında sahip olunan paradigma nedir ? Toplumsal çöküşe nasıl neden olur bunlara bakacağız.

paradigma sahip olmak

Sahip olmak paradigması nedir? Bir varlığını kullanmak sömürerek kendine adamaktır. Mala mülke şöhrete insana sahip olmak; onları ele geçirmek, kendine mal etmek, egemen olmak, dilediğince kullanmak anlamına gelir. Maddeye sahip olmanın sonu yoktur.

Aldatıcı ve geçici olarak sahip olarak daha fazlasını isteyerek kendinden yüksek olanları kıskanıp yetişmek isteyecek altında olanlara ise malına göz dikenler diye bakacaktır.

Sahip olmak; elindekiyle yetinmeden hep daha fazlasını tüketmeyi isteyen biberonu boş bebeğe benzer. Sürekli ağlama ve sahip olarak doyma eğilimdedir.

E.Fromm

Sahip olmak insanı tüm benliği ile tanrılaştırıp ondan istemektir. Söndürmektir. Sömürmektir. Tüm benliği ve emeğini sevgisini varlığını sana vermelidir. Ağlayan bir bebek gibi hiç doymadan ister.

Tüketim nesli toplumu da varlığı ile varlığını gösteren bireydir. Eşyalarını sahip olduklarını alırsanız yok olur. O varlığa hükmetmeye alışmıştır. Modern tüketim toplumu da mutluluğunu tüketmekte bulmuştur. Daha çok harcamak için daha çok kazanmak zorundadır.

Daha kazanma isteği ise daha çok mala mülke canlıya doğaya sahip olma duygusudur. Sonu yoktur. Kimliği aldığı tükettiği şeyler iledir. Onların dışında bir hiçtir. Giydiği elbise, taktığı takı, yediği yemek, bindiği araba, gittiği tatil, oturduğu ev… bunların dışında bir hiçtir.

Öğrenmekteki paradigma nedir? İleride kullanılmak üzere kendi zihin içinde sahip olmaktır. Kendi araştırması ya da başkasının aktarımı işi değiştirmez. Sahip olunan şey hizmet için vardır. Amaç için sorgulamadan kullanılmaktır. İşi bitince Olmak ise irdelemek düşünmek ile olacaktır.

Eğer öğrenmek bir tür olmak ise; öğrenci olarak hazır ve sorularla var olmaktır. Yeni şeyler ile kendi şeyleri arasında bağ kurarak yeni bir sentez yaratır. Öğrenmek tez-antitez ve de artparentez ile yeni bileşenli bir sentezleme sürecidir. Zihinsel inkilap değildir. Ya da öğrenimsek bir devrim. Aşamalı ve değişimli dönüşümlü öğrenimli bir süreç sentezlemedir.

Hatırlatmak; sahip olmak açısından bakıldığında eğer derinlerdeki bir şey kendin için varlığın için bencil kimliğin için geldiyse sahipsiniz. Fakat sizin kişliğiniz yaşamınızın parçası olmuş hiçbir not öğreti hatırlanma ihtiyacı hissetmez.

Bununla ilgili olarak okuma yazma bilmeyen insanlar bilenlere göre daha güçlü ve kalıcı hafızaya sahiptir. Çünkü yaşamda işine yaramayacak olmasının dışında bir işleve sahip olmayacak şeyi tutmaz. Sahip olan ise gereksiz bir çok şeyi bilmek hatırlamak anlamak zorundadır. Not alır fakat hafızada bir şey tutamaz. Bilir fakat kullanamaz. Ait olmayan şeye ancak sahip olmuştur.

Örnek vermek gerekirse okuma yazma bilen birisi tabelalara bakarak ilerle ve adresi bulur. Okuma yazma bilmeyen biri ise geçtiği yerleri kodlar ve bir sonrakine aynı yolu kullanarak adresi bulur. İşlevsiz bilgi kullanılmayan bilgi unutulmaya mahkumdur. Hatırlamak her zaman olmak değildir.

Konuşmadaki paradigma nedir? sahip olan kişi konuştuğu şeye güvenir. Bildiği edindiği tüm süreçler hal be hareketler mutlaktır. O kendisini ifade etmek için sahip olduğu fikirlere duygu ve düşüncelere güvenir. Olan kişi ise açıktır sınırları yoktur. Almaya ve vermeye diyaloğa açıktır.

Her şeyden ve her durumdan kendine bir şey çıkarır. Konuşma onun için bir süreçtir. Sonuç ise zihinsel tamamlanma ile oluşacaktır.

Okumadaki paradigma nedir? Yazarla tek yönlü konuşmaktır. İçi boş bilgilerle dolu bir şey katmayan -düşünsel olmak-ile var olmayan her okuma boşa harcanan zamandır. Okumak bir eylemsel faaliyettir. Eğer salt düz olay örgüsü içinde kalarak derinliğe inilememişse zaman israfıdır.

Sahip olmak işte eseri ideali ve amacı için okumaktır. Kendi hazzı kendi fikri ve kendi durumuna ışık olsun diye. Olmak ise seçmek anlamak kavramak yeni bir tarzı içselleştirerek yaratmaktır.

Yönetimsel Otoritedeki Paradigmalar

Yönetim: Yetki yoluyla gelmiş otorite iki şekilde gerçekleşir. Kalıplaşmış ya da özgürlükçüdür. Otoriter paradigma nedir tam olarak gelin bakalım.

1.Karşılıklı güven gelişim değişim ve düzen için beraberlik ilkesidir. İçselleşir.
2.Korku, hırs ve biat ile gelen otoritedir. Yetkiyi ne şeklinde alırsa alsın her şeyi kendi idealine göre yorumlar. Her şey hakkında bilgisi vardır.

otoriter paradigma

Yetki ister ilahi ister krallık ister demokratik şekilde gerçekleşsin. Karşısında yöntemi altında bulunanlara bakışına bağlıdır. Eğer davranış ilerilemeci ve insancıl alıcı verici durumunda ise olmak eylemine sahiptir. Fakat hükmetmek iradesiyle ve gücüyle yönetmek derdindeyse sahip olmak eylemindedir.

Bilmek; sahip olmak ilkesiyle verilen en büyük dozdur. Bir hap gibi paketler halinde sunulan ve sistemli öğreti olan kitaplarla sunulur. Özet kısa be net ifadelerle bilgi aktarma yapılır. Oysa olmak’ta bilginin kullanımı esastır. Nicelik değil nitelik ön planda tutulur.

Eğitim her şeyden biraz vermek bilgi tutulması yaşatmak değildir. Ya da sahip olmak ilkesiyle gelecekteki gelir, mevki ve statü için kullanılan bir araç değildir. Sahip olmak ilkesiyle hareket edersek öyledir. Olmak ilkesiyle hareket edersek özümsenmiş ve etkin olmalıdır.

İnanç etkenli paradigma nedir? Bütün insanlık bir inanç değerini taşır. İlahi dinlerden ilkel dinlere beşeri dinlerden öğreti dinlerine kadar hepsinin temel öğretisi inanmaktır. Hatta bir tür inançsızlığa inanmak bile “ateizm” bir tür reddetme inancıdır. Sahip olmak inanç içinde kurallara tanrısal güçle inanmaktır. İnanç kavramını tanrıyla eş değer hale getirip ödül-ceza (cennet-cehennem) bağlamında sahip olmaktır.

Tanrı’yı elinde maşalı bir öcü, intikam alan bir cani, bizi her daim denetleyen bir dürtü, her şeye müdahale eden bir otorite olarak görürsek putlaştırırız. İnanç olmak ile ilahi güce ve öğretisini anlamaya, yaşamaya hep birden bütüne var olmayı gerektirir. Olmak inancı sahip olmak ilkesiyle tekelinde değil, olmak ilkesiyle özgün olarak yaşamaktır.

Yoksa sağlam kaynaklardan oluşan yazılı çağda bile doğan bunca mezhep aynı inanç sisteminin binlerce kolu olmak ilkesiyle doğmadı mı? Anlamak ilkesiyle yaşamak düsturu birleşince yeni yorum doğmadı mı? Yoksa katı kurallar olsaydı ve değişmez dönüşmez uyarlanmaz biçimde bulunsaydı Ne olurdu? Doğmalar zinciri kırılırken bunca farklı dini mezhep doğar mıydı?

Fakat şunu da belirtmek istiyorum ki bu gün onların öğretileri yine inanan insanları tarafından sahip olmak ile özdeşlemeye devam ediyor. Dinin mezhebin öğretinin inancın sahibi olmaya… O inancın içinde olmak yaşamaktır. Bekçisi, satıcısı, sahibi koruyucusu değil ancak öğreticisi aktarıcısı olmaktır.

Özgürlükçü çağdaş insan ve otoriter gelenekçi insan arasında seçim bize kalmıştır. Değişmek farketmek zor değil sadece ilgi ve alaka biraz da dikkat İle neticeye ulaşılır.

Paradigma nedir sorusunun cevabını değişik konular İle anlatmaya ve anlamaya çalıştık. Birey kendi kişiliğini inşa ederken davranış şekilleri hakkında bilgisi olursa daha net görebilir.

Paradigma ve kültürel yansımalar için tıklayınız.

Yorum Yap

Yorum Yap